Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, uluslararası sistemde derinleşen güç mücadelesi, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki güvenlik riskleri, ekonomik gelişmeler ve toplumsal dönüşüm üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu şartların güçlü devlet iradesi, etkin diplomasi, üretken ekonomi ve sağlam toplumsal değerlerle yönetilebileceğini belirten Aydemir, ülkenin tarihî birikimini günümüzün stratejik ihtiyaçlarıyla buluşturmasının önemine dikkat çekti.
Aydemir, Orta Doğu’daki siyasi kırılmalar, İsrail’in bölgesel politikaları, İran çevresindeki gerilimler, Ege ve Karadeniz’deki gelişmeler ile Türk dünyasının artan öneminin Türkiye açısından birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Türkiye’nin bölgesel barışın korunmasında önemli sorumluluklar üstlenebilecek diplomatik ve askerî kapasiteye sahip olduğunu kaydeden Aydemir, güvenlik politikalarının devlet aklı, tarihî tecrübe ve uzun vadeli stratejik hesaplarla yürütülmesi gerektiğini dile getirdi.
BÖLGESEL GÜVENLİKTE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK AĞIRLIĞI
İsrail’deki siyasi gelişmelerin Orta Doğu’nun güvenlik dengeleri üzerinde etkili olabileceğine işaret eden Aydemir, Netanyahu yönetiminin izlediği politikaların bölgesel istikrarsızlığı artırdığı yönündeki eleştirileri değerlendirdi.
Aydemir, İsrail siyasetinde daha sert güvenlik yaklaşımlarının güç kazanmasının bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebileceğini belirterek, Türkiye’nin muhtemel gerilimlere karşı caydırıcılığını ve diplomatik hareket alanını koruması gerektiğini vurguladı.
Nükleer silahların kullanılmasına ilişkin ihtimallerin büyük bir insanlık felaketi anlamına geleceğini ifade eden Aydemir, böylesi senaryoların gerçekleşmiş veya kaçınılmaz gelişmeler gibi sunulmasının doğru olmayacağını, ancak bölgesel güvenlik planlamasında en ağır risklerin de hesaba katılması gerektiğini kaydetti.
Brezilya’nın uluslararası diplomasi içindeki tutumu ve küresel güç merkezlerinden bağımsız hareket etme arayışları üzerinde de duran Aydemir, dünya siyasetinde yeni ortaklıkların önem kazandığını belirtti.
Aydemir, Türkiye’nin Asya, Avrupa, Afrika ve Latin Amerika’yla ilişkilerini çok yönlü biçimde geliştirmesinin küresel siyasetteki hareket kabiliyetini artıracağını değerlendirdi.
MEKKE İTTİFAKI VE BÖLGESEL DAYANIŞMA ARAYIŞLARI
Orta Doğu’daki yeni güvenlik iş birliği arayışlarına değinen Aydemir, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle geliştireceği ortaklıkların barış ve istikrar bakımından önemli imkânlar sağlayabileceğini söyledi.
Bölgesel güvenliğin sürdürülebilir olması için ülkelerin karşılıklı egemenlik haklarına saygı göstermesi, ortak tehditleri gerçekçi biçimde değerlendirmesi ve diplomatik anlaşmazlıkları yönetebilecek mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini belirtti.
İran’la ilişkilerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Aydemir, Türkiye’nin komşularıyla kurduğu diplomatik kanalların açık tutulmasının bölgesel krizlerin büyümesini önleyebilecek önemli araçlardan biri olduğunu ifade etti.
Aydemir, Türk dünyasından Orta Doğu’ya uzanan coğrafyada ekonomik ulaşım hatları, enerji bağlantıları ve güvenlik iş birliklerinin birbirini tamamlayan unsurlar hâline geldiğine dikkat çekti.
EGE’DE HUKUKİ HAKLAR, KARADENİZ’DE GÜVENLİK DENGESİ
Türkiye’nin deniz yetki alanları ve bölgesel güvenlik politikalarının önemini değerlendiren Aydemir, Ege Denizi’nde Yunanistan’la yaşanan anlaşmazlıkların uluslararası hukuk, tarihî haklar ve karşılıklı güvenlik kaygıları çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtti.
Yunanistan’ın karasularını genişletme ihtimalinin Türkiye açısından ciddi stratejik sonuçlar doğurabileceğini hatırlatan Aydemir, Ankara’nın denizlerdeki hak ve menfaatlerini koruma iradesinin diplomatik ve hukuki dayanaklarla desteklenmesinin önemini vurguladı.
Karadeniz’de Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen güvenlik sorunlarının Türkiye’nin çevresindeki riskleri artırdığını kaydeden Aydemir, deniz ulaşımının güvenliği, enerji hatlarının korunması ve bölgesel istikrarın sürdürülmesinin öncelikli konular olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden kaynaklanan yetki ve sorumluluklarının Karadeniz güvenliğinde önemli bir denge unsuru olduğunu belirtti.
Doğu Akdeniz’deki gelişmelere de değinen Aydemir, Türkiye’nin Libya ile geliştirdiği deniz yetki alanları iş birliğinin bölgedeki diplomatik konumunu güçlendiren stratejik bir zemin oluşturduğunu değerlendirdi.
EKONOMİK DAYANIKLILIK VE TOPLUMSAL REFAH
Küresel ekonomik sistemde yaşanan dönüşümün Türkiye açısından yeni fırsatlar ve sorumluluklar ortaya çıkardığını belirten Aydemir, ekonomik gücün üretim kapasitesi, nitelikli iş gücü, teknoloji ve toplumsal refahın birlikte geliştirilmesiyle kalıcı hâle geleceğini söyledi.
Kapitalist ekonomik modelin gelir dağılımı, borçluluk ve sosyal adalet bakımından karşı karşıya bulunduğu sorunlara işaret eden Aydemir, ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansımasının önemini vurguladı.
Türkiye’de vatandaşların ekonomik durumunun değerlendirilmesinde yalnızca ücret ve nakit gelirlerin esas alınmasının eksik sonuçlar doğurabileceğini ifade eden Aydemir, kamusal sağlık hizmetleri, eğitim imkânları ve sosyal desteklerin hane halkının yaşam koşullarına etkisinin de dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Bununla birlikte hayat pahalılığı, konut giderleri ve satın alma gücündeki değişimlerin vatandaşların günlük yaşamı üzerindeki etkilerinin somut verilerle izlenmesi gerektiğini kaydetti.
Aydemir, ekonomik politikalarda güvenilir kurumların, yatırım ortamının ve üretken girişimciliğin önemine dikkat çekerek, Türkiye’nin sahip olduğu beşerî ve fiziki sermayeyi daha yüksek katma değer üreten alanlara yönlendirmesinin uzun vadeli kalkınmayı destekleyeceğini ifade etti.
AVRUPA’DAKİ TOPLUMSAL GERİLİMLER VE TÜRKİYE’NİN DAYANIKLILIĞI
Avrupa ülkelerinde yaşanan toplumsal protestolar ve ekonomik memnuniyetsizliklerin gelişmiş ülkelerdeki yönetim sorunlarını görünür kıldığını değerlendiren Aydemir, toplumsal huzurun güçlü bir ekonomi kadar adalet duygusu ve kamu kurumlarına güvenle de ilişkili olduğunu belirtti.
Fransa ve İtalya gibi ülkelerde yaşanan toplumsal gerilimlerin Avrupa’nın ekonomik ve siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları derinleştirdiğini ifade eden Aydemir, Türkiye’nin kendi kalkınma modelini oluştururken uluslararası tecrübelerden yararlanmasının önemine işaret etti.
Aydemir, ülkenin tarihî dayanışma kültürünün, aile yapısının ve toplumsal yardımlaşma geleneklerinin kriz dönemlerinde önemli bir direnç kaynağı oluşturduğunu dile getirdi.
EĞİTİMİN MERKEZİNDE HAYAT BECERİLERİ OLMALI
Teknolojik dönüşümün eğitim sistemine etkilerini değerlendiren Aydemir, yapay zekâ uygulamalarının bilgiye erişimi hızlandırdığını, buna karşılık muhakeme, eleştirel düşünme, iletişim ve problem çözme becerilerinin önemini daha da artırdığını belirtti.
Eğitimin öğrencileri sınavlara hazırlamanın yanında günlük hayatın sorumluluklarına ve çalışma yaşamının değişen şartlarına da hazırlaması gerektiğini ifade eden Aydemir, öğretmenlerin rehberlik rolünün güçlendirilmesini önemli gördüğünü kaydetti.
Aydemir, mesleki eğitim, dijital okuryazarlık ve kültürel birikimin birbirini tamamlayan alanlar olduğunu belirterek, gençlerin teknolojiyi kullanırken kendi düşüncelerini geliştirebilen bireyler olarak yetişmesinin Türkiye’nin geleceğine yapılacak en değerli yatırımlardan biri olduğunu vurguladı.
SANAT, MANEVİYAT VE MEDENİYET BİRİKİMİ
Sanatın toplumların tarihî hafızasını ve dünya görüşünü yansıtan önemli bir alan olduğunu belirten Aydemir, farklı medeniyetlerin estetik anlayışlarının kendi düşünce ve inanç gelenekleri içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Modern sanatın maneviyat arayışıyla İslam sanatının metafizik temellerinin aynı kavramsal çerçevede ele alınamayacağını kaydeden Aydemir, sanat eserlerinin ortaya çıktıkları kültürel ortamla birlikte incelenmesinin daha sağlıklı değerlendirmelere imkân vereceğini söyledi.
Türk-İslam medeniyetinin mimari, hat, musiki ve edebiyat alanlarındaki birikiminin yeni nesillere aktarılmasının kültürel süreklilik açısından önem taşıdığını belirtti.
Aydemir, sanatın toplumun ortak hafızasını güçlendiren, farklı kuşaklar arasında anlam ilişkisi kuran ve medeniyet değerlerini görünür kılan bir alan olduğunu değerlendirdi.
SİYASİ İLETİŞİMDE GÜVEN VE HESAP VEREBİLİRLİK
Türkiye’de siyasi tartışmaların kamuoyuna yansıma biçimine değinen Aydemir, siyasi şahsiyetler hakkında ortaya atılan iddiaların doğrulanabilir bilgi, hukuk ve kamu yararı ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Berat Albayrak hakkında geçmişte yürütülen siyasi tartışmalar ve kamuoyunda geniş yer bulan ekonomik iddialar üzerinden siyasi iletişimin sorumluluğunu değerlendiren Aydemir, kişilere yönelik eleştirilerin belge ve somut verilerle desteklenmesinin önemini vurguladı.
Aydemir, kamu görevinde bulunan veya bulunmuş kişilerin çalışmalarının adil biçimde değerlendirilmesinin, başarıların teslim edilmesinin ve varsa yanlışların hukuk içinde ortaya konulmasının demokratik tartışma kültürünü güçlendireceğini ifade etti.
Siyasi rekabetin güvenilir bilgiye dayanmasının hem vatandaşların sağlıklı kanaat oluşturmasına hem de kurumlara duyulan güvenin korunmasına katkı sağlayacağını belirtti.
İSLAM DÜNYASINDA BİRLİK, ORTAK İRADE VE SOMUT İŞ BİRLİĞİ
İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu siyasi, ekonomik ve insani sorunlara değinen Aydemir, ortak tarih ve inanç bağlarının ülkeler arasında dayanışma için güçlü bir zemin oluşturduğunu söyledi.
Birlik düşüncesinin sürdürülebilir sonuçlar üretmesi için ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, eğitim ve bilim alanlarında ortak çalışmalar yapılması, insani krizlerde koordinasyonun artırılması ve diplomatik anlaşmazlıkların çözümüne yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Aydemir, İslam ülkelerinin farklı millî önceliklere ve siyasi yapılara sahip olduğunu hatırlatarak, karşılıklı saygı ve ortak çıkar temelinde geliştirilen iş birliklerinin daha kalıcı sonuçlar verebileceğini kaydetti.
Türkiye’nin tarihî tecrübesi, coğrafi konumu ve diplomatik kapasitesiyle bu süreçlerde önemli bir rol üstlenebileceğini ifade eden Aydemir, Türk dünyasıyla geliştirilen ilişkilerin de daha geniş bölgesel dayanışma arayışlarına katkı sağlayabileceğini değerlendirdi.
Aydemir, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek temel unsurun, sahip olduğu stratejik imkânları toplumun bilgi birikimi, üretim gücü ve ortak değerleriyle bütünleştirebilmesi olduğunu vurguladı.